John Green etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Green etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu: Kağıttan Kentler - John Green

Kağıttan Kentler

Kendini ararken kaybolmanın ve yeni bir başlangıçla hayat ile aşkı keşfetmenin hikâyesi...

Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelman'ı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margo'nun peşine düşer.

Genç kızla sabaha kadar ortalığı karıştırdıktan sonra okula giden Quentin, her zaman bilinmezlerle dolu olan Margo'nun artık tam bir gizeme dönüştüğünü keşfedecektir. Fakat kısa süre sonra ipuçları olduğunu ve bunların kendisi için bırakıldığını fark eder. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen ipuçlarının peşinde inatla ilerlemesine rağmen Quentin, Margo'ya ne kadar yaklaşırsa, tanıdığını sandığı kızdan o kadar uzaklaştığını görecektir...

"Hem kahkaha attıracak kadar komik hem de gerçekten dokunaklı." 
-Kliatt-

"Green'in kalemi hayret verici... Bir şeyin nasıl hissettirdiğini, göründüğünü, etkilediğini sayfa sayfa belgeliyor. Büyüleyici, zekice kurgulanmış ve fazlasıyla duygusal." 
-School Library Journal-

-------------------------------------------------

Margo ve Quentin kapı komşusudurlar ve çocukluklarından beri de arkadaştırlar. Şu anda da aynı liseye gitmektedirler. Margo güçlü ve çok özgür ruhlu bir kızdır küçüklüğünden beri kafasına estiğinde peşinde izler bırakarak kaybolma gibi bir huyu vardır. Quentin ise daha çok sütten çıkmış ak kaşık gibi masum ve zeki bir çocuktur. Quentin çocukluğundan beri Margo'ya aşıktır, ama zavallı Quentin bunu ona ne söyleyebilmiş ne de gösterebilmiştir. Sadece uzaktan izliyordur.

night | Tumblr

Ta ki bir gece Margo küçüklüğünde yaptığı gibi Quentin'in penceresinin önüne gelinceye kadar. Margo'nun intikam almak istediği arkadaşları vardır ve bunun içinde Quentin'den yardım istiyordur. Quentin bu plana çok dahil olmak istemese de gecenkin bir saatinde  aşık olduğu kız ondan yardım istiyordur ve teklifi geri çevirmez. 

Macera ve aksiyonla dolu gecenin ardından Quentin artık bir herşeyin değişeceğini ve Margo'ya karşı bir şansı olduğunu düşünmektedir. Ertesi gün okula gittiği zaman bütün gün Margo'yu görmeyi umar, her yerde onu arar. Ama Margo günlerce okula gelmez ve Quentin bu sefer bir şeylerin olduğundan şüphelenmeye başlar ve kısa bir süre Margo'nun kayıp olduğu haberi gelir. Quentin bu seferde de onun peşinde izler bıraktığından emindir ve onu aramaya başlar. Peki Quentin Margo'yu bulabilecek mi ?


Kitabı okuyalı 3 hafta oldu ama sınav haftası falan derken ancak ilgilenebiliyorum blogumla. Kitap gerçekten güzeldi. İlk Aşkım 'ı ve Alaska'nın Peşinde' yi çok sevmemiştim ama Kağıttan Kentler kesinlikle onların üstünde olan bir kitaptı. John Green'in üslubu harikaydı, gerçekten harika bir yazar. 

Karakterlere bayıldım. Margo şu ana kadar gördüğüm en özgür ruhlu karakterlerden biriydi. Quentin'i de çok sevdim. Özellikle en yakın arkadaşlarıyla olan diyalogları çok komikti.

Her sayfasında macerayı tattırıyor size, ama o kadarda akıcı bir kitap değildi. Yer yer sıkıldığım oldu bazı yerlerde de elimden bırakamadım kitabı. Bence güzel ve okumaya değer bir kitap okumadıysanız alıp okumalısınız.



'' Ve şimdi hayat gelecek haline geldi. Hayatının her anı gelecek için yaşanıyor...liseye gidiyorsun ki üniversiteye gidebilesin, böylece iyi bir iş bulabilesin ki güzel bir ev alabilesin, böylece çocukların üniversiteye göndermeyi karşılayabilesin ki çocukların iyi bir iş bulabilsin, böylece güzel bir ev alabilsinler ki çocuklarını üniversiteye göndermeyi karşılayabilsinler.''



'' Herkes bir şeylere sahip olma çılgınlığıyla kendisini kaybetmiş. Bütün bu şeyler kağıt inceliğinde ve kağıt kırılganlığında. Ve bütün insanlar da. On sekiz yıldır burada yaşıyorum ve hayatımda bir kez olsun önemli bir şeyle ilgilenen bir insanla karşılaşmadım.''


'' Terk etmek, yalnızca önemli bir yer, anlamı olan bir yer terk edildiğinde iyi ve saf hissettiriyor. Hayatı köklerinden çekip çıkarmak gibi. Ama bunu, hayat kök salmadıkça yapmak mümkün değil.''
paper towns movie tumblr - Google Search

4 Temmuz 2014 Cuma

Aynı Yıldızın Altında John Green

Genel Bakış; Yıldızların hastalık ile sağlık, ölüm ile yaşam arasına çektiği ince çizgide gidip gelen iki gencin sayılı günlerinde sonsuzluğu bulma hikayesidir.
   On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Grace'in bir kaç yıl yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümün çoktan kaleme almıştır.
   Fakat Augustus Waters isimli, yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubu'nda boy gösterince Hazel'in hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır.
                            ************* 
  Çoğunuz kitabı okumuş ya da filmine gitmiştir ama ben yine de bu beni çok etkileyen kitap hakkındaki düşüncelerimi size söylemek istiyorum, biraz kitaptan bahsedelim. Hazel Grace 4. derece Tiroit kanseridir(bilmeyenleriniz için 4. derece kanserin son evresidir). Ailesinin zoruyla Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubuna katılır ve işte herkesi kendine aşık bırakan kahramanımız Augustus Waters ile tanışır. İkisi arasındaki çekim gün geçtikçe artmaya başlar ve sonunda bu iki genç sayılı günlerinde sonsuzluğu yaşarlar. Kitap bana aldığımız her nefesin ne kadar değerli olduğunu anlamamı sağladı. Kitabı okumadıysanız filmine gidin filmine gitmediyseniz kitabı okuyun ama bir şekilde bu muhteşem öyküyü tadın. İyi okumalar :))

Beautiful drawing the fault in our stars

  ALINTILAR



"Seni çok seviyordu,"dedi Gus'ın annesi . "Gerçekten seviyordu. Gençlik aşkı filan değildi,"diye ekledi sanki bilmiyormuşum gibi.
                                          
"Seni Seviyorum,"dedi kısık sesle.
"Augustus,"dedim.
"Seviyorum,"dedi. Bana bakıyordu ,göz kenarlarının kırıştığını görebiliyordum . "Seni seviyorum ve doğru şeyleri söylemek gibi basit zevklerden kendimi mahrum etmeye pek meyilli değilim . Seni seviyorum ve sevginin boşluğa atılan bir çığlık olduğunu ve unutulmanın kaçınılmazlığını , herkesin ölüme mahkum olduğunu ve tüm çabamızın toza dönüşeceği bir günün geleceğini biliyorum ve güneşin elimizdeki tek dünyayı yutacağını da biliyorum ve seni seviyorum."

"Aman Tanrım,"dedi Augustus . "Bu kadar klişe dilekleri olan bir kıza aşık olduğuma inanamıyorum."
"On üç yaşındaydım,"dedim tekrar ama tabi ki tek düşünebildiğim aşık aşık aşık aşık aşık oldu . Gururum okşanmıştı ama konuyu hemen değiştirdim.