okudum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okudum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2015 Salı

KVBT 9. Tur 1. Gün | Başka Dilde Aşk - Mia Sheridan | Müzik Listesi



Kitap Vampirleri'nin yeni turundan merhabalar. Başka Dilde Aşk'ın turunu yapacağız ve bunlarda kitap için seçtiğimiz müzikler. Umarım beğenirsiniz, Yabancı Yayınları'na katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz.

-Müzik Listesi -

Another Love - Tom Odell



Taylor Swift - Red



Never Say Never - The Fray




Rules - Jayme Dee


Lay Me Down - Sam Smith



Broken Ones - Jacquie Lee



                                                           a Rafflecopter giveaway

14 Mayıs 2015 Perşembe

Kitap Yorumu: Kötü Çocuk - Büşra Küçük




Siyahın içindeki beyaz noktanın başlangıç hikâyesi…Kayla, on yedi yaşına girdiğinde, ilk kez gördüğü babasıyla, yabancı bir şehre taşınır. Bu yeni şehirde yaşadığı zorluklar karşısında, hiç beklemediği bir çocuk hep yanında olur. Meriç, etrafına ördüğü sağlam duvarlar arasında yaşayan, yalnızlığı seçmiş bir çocuktur. Kayla ilk kez bir erkeğe güvenir. Meriç'in sırlarla dolu hayatı onu düştüğü karanlığın derinliklerinden yukarıya çekerken, yanlışlar doğru gözükür. Ta ki Kayla, isminin anlamına yakışır bir şekilde yaşamadığını fark edinceye dek…

                 --------------------------------------------
Kayla 17 yaşına kadar Eskişehir'de annesi ile tek başına yaşamış sakar, masum ve özgür ruhlu bir kızdır. Gerçek babası, annesinin Kayla'ya hamile olduğunu duyunca onu   istememiş ve terk etmiştir. Babasının bu kararı Kayla'nın 17 yaşına kadar babasız büyümesine neden olmuştur.

Annesi artık Kayla'nın babasıyla tanışması ve vakit geçirmesi gerektiğini düşünerek onların yaşadığı şehrinden bir kaç saat uzaklıkta bir yere, babasının yanına yollar.

Tabii bu Kayla için hiç kolay olmayacaktır, yeni bir yer, yeni bir okul, hiç tanımadığı babası..  Kızımız babasına karşı hiç iyi davranmaz, bunca yıl hayatında olmayan bir adamın ona gelip babalık taslamasına dayanamaz. Onu sinirlendirmek için bir şeyler aramaya başlar ve bulur. İhtiyacı olan şey kötü bir çocuktur.

Kısa bir süre içerisinde aradığı şeyi bulur ve bad boy'luğun masterını yapmış, yakışıklı, zeki, yetenekli, okulun belalı tipi Meriç'le karşılaşır. Meriç ona kötü davranıp kendisinden uzaklaştırmaya çalışsa da inatçı kızımız onun peşini bırakmaz. 

Bir süre sonra aralarındaki şey Kayla için çıkarlar meselesi olmamaya başlar ve Kayla cidden Meriç'e karşı bir şeyler hissettiğini fark eder. Ama asıl soru acaba Meriç etrafında ki buzları kırıp Kayla'ya açılacak mı ?
Vini ve kitabın yazarı Büşra

Son zamanlarda Wattpad hikayelerinden bıkmış, usanmış olsamda Kötü Çocuk'u herkes okumaya başladı ve kitap baya ünlendi. Bende merak ediyordum, D&R'da indirimde görünce aldım. Kapağını da çok sevdim, ciltli olması ayrı bir güzel olmuş. Vini Uehara'nın yakışıklılığına diyecek bir şey yok zaten. 

Çoğu kişi yazarın kaleminin çok sade olduğunu söylemişti, ama kesinlikle katılmıyorum. Ne çok süslüydü, ne de sadeydi. Konusunu da sevdim ama bazı yerler gerçekten çok saçma geldi. Meriç'in 'benim kızım' olayı gibi. Spoiler vermek istemiyorum ama gerçekten o olayı saçma buldum. Meriç bazı yerlerde beni DELİRTTİ. Kafasına geçirip ''Artık şu kızla düzgün bir iletişim kur!' diye bağırasım geldi. Ama onu bir o kadar da sevdim. Gerçekten çok sevdim. Özellikle hazır cevaplılığını, gıcık edişlerini ve kimseye göstermediği gerçek Meriç'i.

Kitabı sınav haftasında okumak ile kesinlikle çok büyük hataydı. O kadar sürükleyici ki bırakamadım elimden. Yani size tavsiyem kesinlikle sınav haftası okumaya başlamayın! Okursanız pişman olmazsınız, gerçekten güzeldi. Wattpad kitaplarına karşı oluşmaya başlayan kötü düşüncelerimin hepsini yıktı. Kitaba puanım 5 üzerinden 4. 


Gözleri şimdi neredeyse siyahtı. Onun hayatına gerçekten kabul edilmeye hazır mıydım, bilmiyordum. O karanlığa girmek ürpertici, bir o kadar da heyecan vericiydi.

Ne yaptığımı biliyor muydum?
Evet.

Yaptığım şey doğru muydu? 

Hayır.

21 Ocak 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu: Aşk Yakar - Rebecca Donovan (Nefes Serisi #3)

Aşk Yakar


 'Seni sevmek ateşlere atlamaktı bile bile. Seninle ya da sensiz...'

Ne anılar bırakabilir peşini ne de kalbinin derinliklerine gömdüğün o adam… Çünkü aşk yakar, kül eder; onu taşıdığın müddetçe küllerinden yeniden doğar. Dünyada oldukça büyük yankı uyandıran Nefes serisinin bu son kitabını elinizden bırakamayacak ve son sayfasına kadar soluksuz okuyacaksınız. 

'Oldukça duygusal ve yürekleri ısıtan bir son. İnsanı daha ilk sayfadan içine çekip sürükleyen bir kurgu. Tek kelimeyle enfes.' 
-Colleen Hoover, Hopeless - New York Times Bestseller Yazarı)-

'...Uzun zamandır böylesine bir aşk hikâyesi okumadığınıza eminim.' 
-Guardian-
(Tanıtım Bülteninden)


                                                 

--------------------------------



Kitap hakkında söylenecek, konuşulacak o kadar çok şey var ki. Nereden başlasam bilemiyorum. Nefes serisinin son kitabıydı Aşk Yakar. Diğer kitaplarına göre bu kitap çok daha farklıydı. Yazar bazı yerlerde beni deli etse de okunmaya değer bir seriydi.

-biraz spoiler içerir 

Emma Weslyn'i geride bırakarak üniversiteye gideli 2 yıl olmuştur. Hayalindeki üniversitede tıp okuyor ve ev arkadaşları ile yaşıyordur. Peki mutlu mu ? Değil. Emma geçmişte yaşadığı olayları unutmamış, hala acı çekiyordur.Ev arkadaşları onu dışarı çıkması, partilere gitmesi için ne kadar zorlasalar da Emma dışarı çıkmak istemiyor zamanını ders çalışarak veya kendi halinde geçiriyordur.


 photo 2b0e2636-f44c-4626-a9a4-f1f330e9159e_zps2aaf153e.jpg

Emma'nın bu davranışları Cole ile tanışana kadar devam eder. Cole iyi bir çocuktur, Emma onunla zaman geçirdikçe ondan etkilenmeye başlar. Cole ona ilaç gibi gelmektedir, yaralarını kapatmasa da kısa bir süre için geçmişi unutmasına yardımcı olmaktadır.

 Yavaş yavaş kendine gelmeyen başlayan Emma'nın mutluluğu kalıcı olmaz çünkü kısa bir süre sonra annesinin ölüm haberi gelir. Emma annesini çok sevmese de ölümü onu derinden yaralar. Cenaze için Weslyn'e geri dönmesi ile de herşey arap saçına döner. Zaten yıkılmış olan Emma'nın orada Evan ile karşılaşması onu iyice yıkar. Çözümü alkol de bulan Emma işleri zorlaştırsa da Sara ve Evan ona orada çok destek olur.

 Emma'nın bu halini gören Evan onu yalnız başına geri gönderir mi ? Tabii ki hayır. Emma cenazeden sonra Santa Barbara'ya dönerken onunla beraber döner. Emma bunu iyi karşılamasa da yapabileceği bir şey yoktur.

 Evan ve Cole'ün önceden arkadaş olmaları da Emma ve Evan'ın sürekli yan yana gelmesine neden olur. Emma Evan ile zaman geçirdikçe Cole'e olan duygularından emin olamamaya başlar ve Evan'ı ne kadar özlediğini anlar. Bu süre de Emma'nın başına gelen olaylarda ona destek olan ve onu nasıl bu durumdan kurtarabileceğini bilen Evan çoktan Emma'yı seçmiştir, peki Emma iyileşip Evan'ı seçecek mi ?

-spoiler bitti

Emma'nın yazı geçirdiği yer, Santa Barbara

Bu kitaptaki Emma serinin diğer kitaplarındaki Emma' dan tamamen farklıydı. Bu Emma çok daha dışa dönük, partilere giden hatta alkolden nefret etmesine rağmen içen bir kızdı. Bunlara rağmen o depresyondaki Emma bu kitapta da aynı. 3 kitapta da hep bir karamsarlık, depresiflik.. İnsan istemese de onun bu halinden etkileniyor.

Emma herşey için kendini suçlamaktan üç kitaptır vazgeçmedi. Hayatına devam edip iyileşebilmesi için artık bir kendini affetmeli ve aşkı hak ettiğini düşünmeli. Bazı yerlerde onu omuzlarından tutup suratına ''Kendine gel sen Emma'sın !?!'' diyesim geldi. Geçmişte ne olaylar yaşamıştı ama asla böyle yıkılmamıştı.

Tabii birde  Evan var... Onu bırakıp gitmekle hayatının hatasını yapmıştı ama Evan onu tabii ki de bırakmadı. Her kıza Evan gibi bir erkek lazım. O gerçekten MUHTEŞEM. 

Kitap benim için biraz hayal kırıklığıydı. Bence yazar ikinci kitaba güzel bir son yapıp seriyi bitirmeliydi. O kitaptan sonra bu kitaba çok büyük umutlarla başlamamıştım zaten ama yine de sonu çok daha iyi olabilirdi. Seri kötü değildi, yazar bizi arada sırada kızdırsa da okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar.




''Bizi birbirimize bağlayan hassas bir enerji bağı vardı. Hem de onu ilk gördüğüm andan beri. Dürüstlük adına attığım her adım, ona kendimi açmama yardımcı oluyordu. En karanlık, en kırılgan yanlarımı görmesine izin verebilmiştim sonunda. Her bir dokunuş, her bir bakış ve her bir gülüş bizi daha da yakınlaştırıyordu birbirimize.''



17 Ocak 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu: Kağıttan Kentler - John Green

Kağıttan Kentler

Kendini ararken kaybolmanın ve yeni bir başlangıçla hayat ile aşkı keşfetmenin hikâyesi...

Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelman'ı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margo'nun peşine düşer.

Genç kızla sabaha kadar ortalığı karıştırdıktan sonra okula giden Quentin, her zaman bilinmezlerle dolu olan Margo'nun artık tam bir gizeme dönüştüğünü keşfedecektir. Fakat kısa süre sonra ipuçları olduğunu ve bunların kendisi için bırakıldığını fark eder. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen ipuçlarının peşinde inatla ilerlemesine rağmen Quentin, Margo'ya ne kadar yaklaşırsa, tanıdığını sandığı kızdan o kadar uzaklaştığını görecektir...

"Hem kahkaha attıracak kadar komik hem de gerçekten dokunaklı." 
-Kliatt-

"Green'in kalemi hayret verici... Bir şeyin nasıl hissettirdiğini, göründüğünü, etkilediğini sayfa sayfa belgeliyor. Büyüleyici, zekice kurgulanmış ve fazlasıyla duygusal." 
-School Library Journal-

-------------------------------------------------

Margo ve Quentin kapı komşusudurlar ve çocukluklarından beri de arkadaştırlar. Şu anda da aynı liseye gitmektedirler. Margo güçlü ve çok özgür ruhlu bir kızdır küçüklüğünden beri kafasına estiğinde peşinde izler bırakarak kaybolma gibi bir huyu vardır. Quentin ise daha çok sütten çıkmış ak kaşık gibi masum ve zeki bir çocuktur. Quentin çocukluğundan beri Margo'ya aşıktır, ama zavallı Quentin bunu ona ne söyleyebilmiş ne de gösterebilmiştir. Sadece uzaktan izliyordur.

night | Tumblr

Ta ki bir gece Margo küçüklüğünde yaptığı gibi Quentin'in penceresinin önüne gelinceye kadar. Margo'nun intikam almak istediği arkadaşları vardır ve bunun içinde Quentin'den yardım istiyordur. Quentin bu plana çok dahil olmak istemese de gecenkin bir saatinde  aşık olduğu kız ondan yardım istiyordur ve teklifi geri çevirmez. 

Macera ve aksiyonla dolu gecenin ardından Quentin artık bir herşeyin değişeceğini ve Margo'ya karşı bir şansı olduğunu düşünmektedir. Ertesi gün okula gittiği zaman bütün gün Margo'yu görmeyi umar, her yerde onu arar. Ama Margo günlerce okula gelmez ve Quentin bu sefer bir şeylerin olduğundan şüphelenmeye başlar ve kısa bir süre Margo'nun kayıp olduğu haberi gelir. Quentin bu seferde de onun peşinde izler bıraktığından emindir ve onu aramaya başlar. Peki Quentin Margo'yu bulabilecek mi ?


Kitabı okuyalı 3 hafta oldu ama sınav haftası falan derken ancak ilgilenebiliyorum blogumla. Kitap gerçekten güzeldi. İlk Aşkım 'ı ve Alaska'nın Peşinde' yi çok sevmemiştim ama Kağıttan Kentler kesinlikle onların üstünde olan bir kitaptı. John Green'in üslubu harikaydı, gerçekten harika bir yazar. 

Karakterlere bayıldım. Margo şu ana kadar gördüğüm en özgür ruhlu karakterlerden biriydi. Quentin'i de çok sevdim. Özellikle en yakın arkadaşlarıyla olan diyalogları çok komikti.

Her sayfasında macerayı tattırıyor size, ama o kadarda akıcı bir kitap değildi. Yer yer sıkıldığım oldu bazı yerlerde de elimden bırakamadım kitabı. Bence güzel ve okumaya değer bir kitap okumadıysanız alıp okumalısınız.



'' Ve şimdi hayat gelecek haline geldi. Hayatının her anı gelecek için yaşanıyor...liseye gidiyorsun ki üniversiteye gidebilesin, böylece iyi bir iş bulabilesin ki güzel bir ev alabilesin, böylece çocukların üniversiteye göndermeyi karşılayabilesin ki çocukların iyi bir iş bulabilsin, böylece güzel bir ev alabilsinler ki çocuklarını üniversiteye göndermeyi karşılayabilsinler.''



'' Herkes bir şeylere sahip olma çılgınlığıyla kendisini kaybetmiş. Bütün bu şeyler kağıt inceliğinde ve kağıt kırılganlığında. Ve bütün insanlar da. On sekiz yıldır burada yaşıyorum ve hayatımda bir kez olsun önemli bir şeyle ilgilenen bir insanla karşılaşmadım.''


'' Terk etmek, yalnızca önemli bir yer, anlamı olan bir yer terk edildiğinde iyi ve saf hissettiriyor. Hayatı köklerinden çekip çıkarmak gibi. Ama bunu, hayat kök salmadıkça yapmak mümkün değil.''
paper towns movie tumblr - Google Search

13 Aralık 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu: Deha - Marie Lu (Efsane #2)

deha-marie-lu


June ile Day'in yaralı bir halde Cumhuriyet'ten firar etmelerinin üzerinden yedi gün geçmiştir. Bu sırada en akla gelmeyecek şey gerçekleşir: 
Seçmen Primo ölür ve yerini oğlu Anden alır. Cumhuriyet kaçınılmaz bir şekilde kaosa sürüklenirken ikili, Day'in erkek kardeşini kurtarmak ve onları Koloniler'e götürmek için yardım etmeye gönüllü bir grup Vatansever isyancıyla güçlerini birleştirir. Ancak Vatanseverlerin bir talebi vardır: June ve Day yeni Seçmen'e suikast düzenlemelidir.
Bu eylem, uluslarına değişimi getirmek ve çok uzun süredir susturulan bir halka sesini geri kazandırmak için ellerindeki tek şanstır. Ancak June bu yeni Seçmen'in, babasına hiç benzemediğini fark ederek kararsızlığa düşer. Ya Anden yeni bir başlangıcın anahtarıysa ve Vatanseverler yanılıyorsa? Ya devrim yolu kayıp vermekten, intikam almaktan ve kan dökmekten geçmiyorsa?

"Bir başyapıt." 
-The Los Angeles Times-

"Bu kitabı bir oturuşta bitireceksiniz, o yüzden takviminizde yer açın. Çok etkileneceksiniz…" 
-The New York Journal- 

"Ustaca tasarlanmış bir dünya, siyasi oyunlar ve inandırıcı karakterler… Yazar kaleme aldığı entrika ve okura hissettirdiği edebî hazla Efsane'nin devamının ilki kadar başarılı olduğunu kanıtlıyor." 
-The Los Angeles Times-

                                        -----------------------------------------------


   Okul, dersler ve birazda üşengeçliğim derken blogla pek ilgilenemedim. Kitabı bitireli bir hafta oldu, ancak bugün yazabiliyorum. Yazı özlememin nedenlerinden biri de bu. Yazın ne güzel bütün gün kitap okuyordum, okumadığım zamanlarda da blogla ilgileniyordum. Artık yaz gelmeli.

   Deha HARİKAYDI. Her sayfasını merakla çevirerek okudum. Aksiyon, macera ve aşkı her  sayfasında tadıyorsunuz.. İlk başlarında birinci kitap daha güzeldi diye düşündüm ama yarısından sonra fikrim değişti, en az Efsane kadar iyiydi. Umarım üçüncü kitap en yakın zamanda çevrilir.Böyle bir sonla kitap mı bitirilir yahu ? Galiba Marie bizi meraktan öldürmek istiyor. Kitabı bitirdiğimde hissettiklerimi size anlatamam.



                         
                         ------Spoiler içerir-------
 Efsane'nin sonunda June vatanseverle işbirliği yapıp Day'i idamdan kurtarmıştı ve herşeyi geride bırakıp Day ile birlikte Vegas'a kaçmıştı. Kitapta bu olayın bir kaç gün ilerisinden başlıyor. Day yaralıdır ve kardeşi Eden'ı bulması gerekmektedir. Bunu başarmasının tek yol da Vatanseverlerden destek almaktır.

June Iparis.

June ve Day bu şekilde devam ederlerken çok şaşırtıcı bir şey olur ve Seçmen Primo ölür. Yerine ise oğlu Anden geçer. Bu sırada Vatanseverler June ve Day'e yardım etmeyi kabul eder. Tabii yapılan bu iyiliğin elbette bir karşılığı olacaktır. Vatanseverler lideri Razor, yeni seçmen Anden'e düzenlenecek olan suikastta June ve Day'in yardımını istiyordur. Day bunu hemen kabul eder çünkü kardeşini kurtarmak için herşeyi yapmaya hazırdır. June için ise işler biraz karışıktır. Teklifi kabul etse bile aklında hala bazı tereddütler vardır. Doğduğundan beri Cumhuriyet'in ilkelerinden giden ve bunun için yetiştirilen birisinin bir kaç gün içinde taraf değiştirmesi kolay değildir.

Who will be Champion? | via Tumblr

Day iyileştikten sonra Vatanseverler hemen harekete geçerler ve suikast için Day ve June'un görevleri belli olur. June'un Seçmen'i kandırması ve öldürüleceği yere getirmesi gerekmektedir. Bu onun için kolay olacaktır çünkü Seçmen Anden'ın June'a karşı hisleri vardır. June Seçmen'i yakından tanıdıkça Vatanseverlerin onun hakkında söylediklerinin yanlış olduğunu anlıyor. Çünkü Seçmen Anden babasına hiç benzemiyor ve Cumhuriyet için iyi şeyler yapmayı planlıyordur.

Day Tess ile geçirdiği zamanlarda Tess'in ona karşı davranışlarında bir değişiklik olduğunu sezer. Bunun nedeni ise Tess'in Day'e karşı beslediği duygulardır. Fakat Day buna olumlu bakmaz çünkü Tess'i kardeşi olarak görmektedir ve kendisinin June'a olan duyguları apaçık ortadadır. 

June ise artık Seçmen Anden'ın öldürülmesini kesinlikle istemiyordur çünkü onun Cumhuriyet için planlarının iyi olduğundan emindir ve bunu Day' e söylemenin bir yolunu bulup suikastı durdurmalıdır.  June bunu Day'e söyleyebilecek mi yoksa Seçmen Anden'in ölümüne göz yummak zorunda mı kalacak?

                                                   ---------Spoiler bitti---------



  


Kitap yazarın ilk kitabıymış. İlk kitaplar nasıl bu kadar muhteşem olabiliyor ? 
Hush Hush serisi de yazarın ilk kitabıydı ve oda muhteşemdi (Hush Hush serisine hiç girmeyeyim kendimi durduramıyorum aklıma gelince). 14 yaşında başlamış seriyi yazmaya ve kesinlikle değmiş.

June Efsane'de olduğu gibi beni kendine hayran bıraktı. Zekasıyla,aldığı kararlarla, düşünce yapısıyla kesinlikle favori kız karakterim. Ayrıca on beş yaşında olmalarına rağmen olgunlukları ve yaptıkları şeyler beni kendilerine hayran bıraktı.

June'u ne kadar sevdiysem Day'e de o kadar kızdım. Özellikle June'a karşı olan bazı davranışları. Spoiler vermek istemiyorum o yüzden anlatmıyorum neye kızdığımı.


  Yazarımız aynı zamanda aşk dörtgeni yapmayı unutmamış ve insanı gıcık eden bir aşk dörtgeni oluşturmuş. Aşk üçgenlerini, dörtgenlerini hiç sevmedim. sevemedim. 

  Eğer kitabı okumadıysanız, kesinlikle okuyun. Benim favori serilerimden biri oldu. Sizin de beğeneceğinize eminim. 
  

1 Aralık 2014 Pazartesi

Kitap Yorumu: Efsane - Marie Lu (Efsane #1)



Gerçek, Efsane'ye dönüşecek

Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyısı olarak bilinen yerde şimdi Cumhuriyet adında, komşularıyla sürekli savaşan bir ülke vardır. Cumhuriyet'in seçkin sınıfından gelen on beş yaşındaki üstün yetenekli June, askerî bir dehaya sahiptir. İtaatkâr, hırslı ve kendini ülkesine adamış bu genç kız onun uğruna her şeyi yapmaya hazırdır. Fakir bir aileden gelen on beş yaşındaki Day ise ülkenin en çok aranan suçlusu ve bir devlet düşmanıdır. Kendisi gibi asker olan ağabeyi Metias öldürülünce June, Day'in peşine düşer. İnandıkları şeyler uğruna savaşan bu iki gencin kesi?en yolları, onları Cumhuriyet'in karanlık sırlarına götürecektir.

"Efsane, söylendiği kadar iyi olmakla kalmıyor, bunu kesinlikle hak ediyor." 
-The New York Times-

"Bir 'efsane' doğuyor." 
-USA Today-

"Bilimkurgu ve aksiyonun heyecanlı bir karışımı... Bu kitap Açlık Oyunları hayranlarına okumaya değer bir şey verecek." 
                                                                           -Voya-


                                                              _____________________________________

 Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri' nin bulunduğu bölgede şimdi bir Cumhuriyet vardır. Yaşam koşulları son derece kötüdür. Seçkin insanlar rahat bir şekilde yaşarken fakir aileler hastalıklarla boğuşuyor, yiyecek yemek bile zor buluyorlardır. Birde devletin her 10 yaşındaki çocuğa yaptığı Deneme adlı bir sınav var tabii. Sınav bedensel ve zihinsel olarak yapılıyor ve belli bir puanı geçen çocuklar devlet için çalışıp iyi yerlere gidiyordur, düşük puan alan çocuklar ise çalışma kamplarına gönderiliyor, öldürülüyor ya da sokaklarda yaşıyorlardır. 

 June seçkin bir aileden gelmiş, annesini ve babasını acı bir kazada kaybetmiş, asker abisi Metias ile yaşıyordur. Ve henüz 15 yaşında olmasına rağmen üniversiteye gidiyordur. Neden mi ? Çünkü Deneme'den 1500 yani tam puan almış, bir ilki başarmış ve sınıf atlamıştır. Aynı zamanda da bir o kadar hırslıdır ve kendisini ülkesine adamıştır.

 Day ise fakir bir aileden gelmiş, denemeden düşük bir puan almıştır. Bu nedenle ailesinden koparılmıştır, herkes öldüğünü zannetse de aslında hala hayattadır ve ülke de aranan bir suçlu aynı zamanda da devlet düşmanıdır. Başına ödül bile koyulmuştur ama Day gözünü ailesinin üzerinden ayırmıyor ihtiyacı olan şeyleri Cumhuriyet' ten çalıp onlara veriyordur.

Day yine ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için gizlice girdiği yerde kendini çok belli eder ve kaçarken June'un abisi Metias'ı öldürür. Bu olaydan sonra Komutan Jameson, June' u abisinin yerine geçirir ve ondan Day' i bulmasını ister. 



Daha fazla anlatmamak için kendimi durdurdum resmen. Kitap adının hakkını veriyor. Gerçekten harikaydı, uzun zamandır bu kadar güzel bir kitap okumamıştım. Yemek yerken bile elimden bırakamadım ve 1,5 günde bitirip ikinci kitabı almak için resmen D&R'a koşturdum. 
  
 Karakterlere BA-YIL-DIM! Normalde kız karakterleri bu kadar çok sevmem ama June.. Favori kız karakterim oldu. Zekasıyla, güçlülüğüyle, asaletiyle resmen beni kendine hayran bıraktı. Day' de aynı şekilde, onu sevmemin 5000 nedenini yazabilirim. 

Her sayfasında gizem, aksiyon, aşk.. Çok güzeldi.. Sevmediğim bir yanını bulmaya çalışıyorum ama yok! Distopya türü sevenlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Ayrıca kitap kapağını da çok beğendim, ciltli kapaklar çok hoşuma gidiyor. 






''Seni bulacağım, Los Angeles'ın sokaklarını didik didik edeceğim. Gerekirse Cumhuriyet'teki her bir sokağı arayacağım. Seni oyuna getireceğim, kandıracağım, bulabilmek için yalanlar söyleyeceğim, insanları aldatacak, hırsızlık yapacağım, saklandığın yerden çıkmaya zorlayacak ve kaçacak hiç bir yerin kalmayana kadar takip edeceğim. Sana yemin ediyorum: Hayatın artık bana ait!'' -June Iparis

''Cumhuriyet broşu takılıydı.Saçım topuz yapılmıştı, bir omzumda lüleler salınıyordu, kulağımın arkasında da beyaz bir gül sabitlenmişti. Boynumdaki gerdanlıkta inciler diziliydi. Göz kapaklarıma simli, beyaz göz kalemi çekilmişti,kirpiklerim kar tozuyla kaplı, gözlerimin altındaki şişlik parlak beyaz pudrayla kapatılmıştı. Üzerimdeki her renk benden koparılmıştı, tıpkı Metias'ın hayatımdan koparıldığı gibi.''  -June Iparis


''Her gün yeni bir yirmi dört saat demek. Her yeni gün her şeyin tekrar mümkün olması demek. Anın içinde yaşıyorsun, anın içinde ölüyorsun, geçmişi ya da geleceği düşünmeden, ışıkta yürümeye çalışıyorsun.'' -Daniel Altan Wang (Day)



Kitapları şarkılarla pek eşleştirmem ama bu şarkı bana kitabı çok hatırlattı. Keyifli okumalar :)
             
                                                                 



5 Ekim 2014 Pazar

Sen Gittiğinde Gayle Forman


Her şey bitti derken...
Sadece bir tesadüf yetebilir...

 Adam'ın Mia'yı aşkıyla hayata döndürmesinin ve Mia'nın, onun hayatından çıkmasının üzerinden üç yıl geçmiştir...


 Artık ülkenin bir ucunda yaşayan Mia'nın Julliard'da yıldızı gittikçe parlamaktadır. Adam ise Mia'nın gidişinin ardından onun için yazdığı şarkılarla grubunun dünya çağında ünlenmesini sağlamıştır. Fakat elde ettiği başarılar içindeki boşluğu doldurmaya yetmez.

Sonunda şans, sadece bir geceliğine yollarını kesiştirir.

Mia'nın evi gibi gördüğü New York'u gezerlerken birlikte geçmişe gidip kalplerini geleceğe... ve birbirlerine açacaklardır.
  


  Kitap Adam'ın ağzından 3 yıl sonrasını anlatıyor. Mia Julliard'a gitmiş, Adam'ın grubu acayip bir yükselişe geçmiş ve hepsi Adam'ın sayesinde. Mia Julliard'a gittikten sonra Adam ile olan iletişimini kesmiş, ne onu aramış ne de mesajlarına geri dönmüş resmen aralarındaki bütün bağı koparmış. Mia'yı her şeyden çok seven Adam o kadar acı çekiyor ki 1 yıl boyunca evden çıkmıyor ve şarkı sözleri yazmaya başlıyor. Grubun bir anda böylesine bir yükselişe geçmesini sağlayan da o şarkılar. Zamanla acısı azalsa da Adam o kadar kötü bir halde ki.. 3 yıl geçtiği halde Mia'yı unutamamış. Geçirdiği her gün, verdiği her röportaj, çıktığı her turne ona resmen sonsuzluk gibi geliyor. Hava almak için dışarı çıktığı zaman gazete de Mia'nın o akşam konseri olduğunu söyleyen bir haberi görüyor. Adam sırf Mia'nın müziğini dinlemek için konsere bilet alıyor. Aklından onunla konuşmak hiç geçmiyor, konser bitiminde ise onu şoka uğratacak bir şey oluyor. Mia Adam'ı kulise davet ediyor. Bütün gece konuşuyorlar ve birbirlerini yeniden tanıma fırsatı buluyorlar. 
  
  Eğer Yaşarsam'ı diğer kitabı almazsanız meraktan ölürsünüz der gibi bitirmişti yazar. O yüzden Eğer Yaşarsam'ın kapağını kapadığım gibi Sen Gittiğinde'nin kapağını açtım. Kitap ilk kitaptan çoook daha güzeldi. Kitabın yaklaşık 100-150 sayfasında Adam'ın acı çekişi anlatılmıştı normalde sayfalarca süren üzüntülerden sıkılsam da bu sefer sıkılmadım. Yazar ilk kitaba göre çok daha güzel bir iş çıkarmış.Ayrıca kitabın büyük bir bölümü New York'ta geçiyordu, New York'a gitmek istediğim ve hayranı olduğum bir yer olduğu için kitabı daha çok sevdim. İlk kitabın filmi gayet güzeldi bazı ufak tefek şeyler dışında kitabın birebir aynısıydı. Gitme fırsatınız varsa kaçırmayın :)




  




Paylaşmayı unuttuğum, 
Eğer Yaşarsam kitabının sonunda yazarın yazar olmak isteyenlere
 verdiği bir tavsiye.. 





23 Eylül 2014 Salı

Eğer Yaşarsam Gayle Forman


                 Sıradan bir günde...

   On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona aşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek..
         
       ...bir saniyede her şey değişir...

Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mia'nın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride neler bıraktığının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yüryen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır. 
                                                       
                                                
                                              -------------------------------------


    Kitabı aldığım gibi bir ara okurum diye kenara koymuştum ama sinemada filminin çıktığını görünce okuduğum kitabı yarım bırakıp direk bu kitaba başladım. Pişman mıyım ? Hayır. Kitabın ilerleyiş şekli farklıydı ve akıcıydı.  Arada bilim kurgu dışında başka kitaplar okumakta gerekiyor :D
    
   Mia'nın çok güzel bir ailesi, çok eğlenceli bir en yakın arkadaşı ve tapılası bir erkek arkadaşı var. Ve çellosu.. Mia 10 yıldan uzun bir süredir çello çalıyor, hayallerinin okulu Julliard'a girip hayatının ilerideki zamanlarında da bu işi devam ettirmek istiyor. (Bir işe başlayıp onu hiç bırakmayıp devam eden insanlara hayran kalıyorum, piyano çalmaktan baleye, baleden ata binmeye kadar bir sürü spor ve müzik aletini denememe rağmen maalesef devam ettiremedim ya da bağlanamadım.) Ama maalesef her şey istediği gibi gitmiyor. Ailesiyle araba yolculuğuna çıktıkları gün karşıdan gelen kamyon arabalarına çarpıyor ve bir anda her şey alt üst oluyor. Mia'nın annesi babası olay yerinde kardeşi Teddy'de hastahane de ölüyor. Mia ise olay yerinden itibaren kendi bedeninden çıkıyor ve her şeyi izliyor. Kendisinin hastahaneye götürülmesini ameliyatlara girmesini akrabalarının hastahane de perişan oluşlarını.. Kaza anından beri komadadır ve bütün yakınları onun uyanması için başında bekliyorlardır. Uyanıp uyanmama seçeneği ise Mia'ya kalmış.. Kimsesinin olmadığı bir hayatı yaşamak isteyecek mi istemeyecek mi ?
    
   Kitap gerçekten güzeldi. Bazı bölümlerde gözünüzden akan yaşlara engel olamıyorsunuz. Duygusal bir dönemde olduğum için de olabilir tabii emin değilim :D Ayrıca yazar kitabı öyle bir bitirmiş ki ikinci kitabı çıktığı için şükür ettim yoksa kitabı yazması için yazarın başında beklerdim. Okumayı düşünüyorsanız düşünmeden alın derim ayrıca filmi de şu an sinemalarda. Fragmanı da altta belirttim. Keyifli okumalar :)


                                         


''Çünkü sevgi , ona tutunduğunuz sürece asla ölmez , sizi terk etmez ve bitmez.
Sevgi sizi ölümsüz kılar. ''

''Sence insanlar iyi bir insan olarak doğu sonradan ırkçılık gibi hasta bir fikre saplanarak mı kötü oldular, yoksa zaten doğuştan kötü olup sadece iyi olabilmek için fazlasıyla çaba mı harcadılar ?''






19 Eylül 2014 Cuma

Duman ve Kemiğin Kızı Laini Taylor





Bir zamanlar, şeytanın ininde yerde tüylerle oynayan küçük ve masum bir kızdı. O, artık masum değil..
               ______________


Kitabın gerçekten değişik bir konusu vardı. Başta biraz sıkıldım çünkü ağır ilerledi ama sonra kitabı elimden bırakamaz oldum. Hush Hush serisinden beri melekli kitaplara ayrı bir ilgim var ahh Patch... Ben olayların geçtiği yerleri detaylı anlatan yazarlara hayran kalıyorum, kitapta Prag'de geçiyor. Yazar her yeri güzel güzel anlatmış insanın Prag'e gidesi geliyor. 
   Karou Prag'de yaşayan okula giden çok arkadaşı olmayan çizim yapmayı çok seven bir kız. Bir nevi iki farklı hayatı var diyebiliriz. Birisi Prag'de yaşayan okula giden mavi saçlı normal bir kız diğeri ise Kimera'lar tarafından büyütülmüş, onlar için dünyanın dört bir yanındaki tacircilere gidip insan veya hayvan dişleri toplayan bir kız. Dişler ne alaka diyor olabilirsiniz ama kitabın fazla içine girmek istemiyorum çünkü girersem bir daha çıkamam :D Birde çook yakışıklı bir meleğimiz var, Akiva.. Akiva'yı gören erkekler bile onun güzelliğine hayran kalıyor yani siz düşünün nasıl bir yakışıklılık. Akiva ve Karou türleri dolayısıyla birbirlerine düşmanlar bunu ilk karşılaşmalarında birbirlerini öldürmeye çalışmalarından anlayabilirsiniz :D İlk görüşme ne kadar saldırgan olsa da bu iki genç o günden sonra birbirlerini unutmuyorlar, hatta Akiva kızı tekrar bulabilmek için birisini bile öldürüyor.. 
Brimstone ve Karou
  Gerisini söylemeyeceğim alın okuyun cidden çok güzeldi :D Sadece Karou ve Akiva'dan bahsettim ama olay sadece onlardan ibaret değil çok daha önemli şeyler var spoiler vermek istemediğim için yazmadım. Kitap serinin ilk kitabı ve ikincinin ne zaman çıkacağı hakkında net bir tarih henüz yok. Umarım en yakın zamanda çıkarırlar da biz de meraktan ölmeyiz. 

''Dilekler sahtedir. Umut gerçektir. Umut, kendi sihrini yaratır.''
''Bağışla,'' dedi Melek. ''Kimeraların aşk evliliği yapmadığını bilmiyordum.''
''Aşk evliliği yaparız,'' dedi Karou. ''Annemle babam birbirine aşıktı.''
''O zaman sen bir çocuğusun. Aşkla doğduğun her halinden belli oluyor.'' dedi Melek. ''Peki sen? Seninkiler birbirine aşık mıydı ?''  dedi Karou. ''Hayır,'' dedi Melek başka bir açıklamadan yapmadan. ''Ama umarım çocuklarımın anne babası birbirine aşık olur.''



10 Eylül 2014 Çarşamba

Beni Bulun Michelle Knight



Gerçek Bir Yaşam Öyküsü

1 EV, 3 KADIN, 11 YILLIK ESARET

BENİ BULUN 
ÇÜNKÜ BU SİZİN DE HİKÂYENİZ OLABİLİR

2002 yılında kaybolduğumda pek çok kişi bunu fark etmemişti bile. Yirmi bir yaşındaydım; adres sormak için bir markete uğrayan genç bir anne… 

On bir sene boyunca kilit altında tutuldum, türlü işkencelere maruz kaldım. Bu, hayatımın halihazırda bildiğiniz kısmı olabilir fakat daha bilmediğiniz çok şey var.
-Michelle Knight-

Michelle Knight 2002 yılında, Ariel Castro isimli bir okul servisi şoförü tarafından kaçırıldı ve on yıldan uzun bir süre taciz, tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. 2003 yılında Amanda Berry, 2004 yılında da Gina DeJesus tutsak olarak Michelle'e katıldı. 6 Mayıs 2013'te bir fırsatını bulup tutsaklıktan kurtulmalarının ardından, bu olay dünyada büyük yankı uyandırdı. Şimdi ise binlerce kişinin merak ettiği konu şu: O evin içinde neler oldu ve üç kadın akıl almaz işkencelere dayanacak gücü nasıl buldu?

Michelle Knight, gözler önüne serdiği bu sarsıcı hikâyesiyle suskunlar için bir ses, her yıl kaybolan binlerce çocuk ve genç için güçlü bir sembol oluyor.

                                                                    ___________________



    Michelle Knight 2002 yılında arkadaşının babası tarafından kaçırılıyor ve 11 yıl boyunca bir evde taciz, tecavüz ve işkenceye maruz kalıyor. Hikayeyi hepiniz duymuşsundur herhalde ama maalesef olaylar bir anda bu kadar kötüleşmiyor, Michelle'nin hayatı çocukluğundan beri çok zor. Ailesi zaten sefil bir hayat sürüyor, Michelle okuluna düzenli bir şekilde devam edemiyor ve evdeki akrabalarından birisi tarafından tecavüz edilmeye başlıyor. Daha sonra Michelle hamile kalıyor, çocuğun babası olacak kişi çocuğu istemiyor fakat Michelle yine de doğuruyor. 2002 yılında oğluyla görüşmesine yetişebilmek için arkadaşının babası Ariel Castro'nun arabasına biniyor ve o günden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Ariel Castro Michelle'yi kaçırıyor, 11 yıl boyunca Michelle bir daha o evden çıkamıyor. Yıllar geçtikçe Michelle'nin yanına Amanda ve Gina adında iki kadın daha geliyor ve bu 3 kadın 11 yıl boyunca o evde ölüm kalım savaşı veriyorlar.
    Michelle o evde defalarca hamile kalıyor o canavar adam her seferinde Michelle'yi dövüyor ve bebekler her seferinde düşüyor. Kendimi onların yerine koyuyorum dayanabilirmiydim bilmiyorum, bana göre Michelle, Gina ve Amanda bu dünyadaki en güçlü kadınlardan bir kaçı. Kitabın her sayfasını hayretler içinde okudum, gerçek olmamasını sadece saçma sapan bir kitap olmasını çok isterdim. Bir insanın karşısındaki insana hele de bir kadına nasıl böyle davranacağını aklım almıyor. Bu tür haberleri sürekli duyduğumuz ve gördüğümüz halde neler yaşadıklarını bilmiyorduk. Bence bu kitap çok güzel bir örnek oldu çevremize daha duyarlı olmalıyız çünkü bu hikaye maalesef sadece Michelle, Gina ve Amanda'nın değil her yıl binlerce kadına ve çocuğun başından geçiyor. Kitabı alın okuyun ve çevrenizdekilere önerin. 

Amanda Berry-Gina DeJesus-Michelle Knight 

''Eve dönüşümü kutlamak istiyorum, cenazemi görmek değil. Söylemek istediğim ve yapmak istediğim hala çok şey var. Hayat, yanlış yaşamamak için çok kısa.. Bugünden sonra her iyi olanı kucaklayacak ve her kötü olanı bozacağım. Bir hayat için yeterince kötülük gördüm. Şimdi hayatımda iyi şeylerin olmasını ve endişelenmeden yaşayabilmeyi istiyorum. Sevdiğim insanlarla yaşamak, sonsuza kadar onların gülümsediklerini görmek ve ''benim'' diyebileceğim bir ev istiyorum, hapishane değil. Başarısız ve yıkılmış olabilirim ama bu sadece başım dik ve gururum kırılmamış bir şekilde yeniden ayağa kalkabilmek için. Sadece bu kabusu kalbim atarak, ruhum çalınmamış ve yara almamış bir şekilde atlatmak için.''






9 Eylül 2014 Salı

Mekanik Prens Cassandra Clare



Londra Enstitüsündeki dengeler hiç bu kadar hassas olmamıştı. Konsey, Charlotteın gücünü elinden almak ve bu gücü, ahlak değerlerinden yoksun, gözünü iktidar hırsı bürümüş Benedict Lightwooda vermek istiyordu.

Will, Jem ve Tessa, Enstitüyü ve Charlotteı kurtarma umuduyla Mortmainin geçmişiyle ilgili sırları araştırmaya karar verdi. Ancak tek keşfettikleri düşmanın amacı değildi. Aynı zamanda Tessayla ilgili huzursuz edici Gölge Avcısı bağlantısını da öğrendiler. Zaten Will ve Jemin ilgisi arasında kalan Tessa, kendisinin bizzat bir "canavar"a dönüşmesine Gölge Avcılarının yardım ettiğini öğrenince başka bir seçimle daha yüz yüze gelecekti.


                           _________________


Cassandra Clare yine aklımı başımdan almaya devam ediyor bu kitapta da. Ölümcül oyuncaklardan sonra kadına zaten hayran olmuştum bu kitapta tapmaya başladım. Neyse hatırlarsanız son kitap Will'in Magnus'a gidip yardım istemesiyle bitiyordu. Kafam da soru işaretleriyle bitmişti o kitap, Mekanik Prens'i de 2 ay sonra bulabildim resmen sevinçten havalara uçtum kitabı bulduğumda. İlk kitap ta Will Tessa'ya baya kötü davranmıştı ama asla team Jem olmadım zaten bu kitapta neden böyle davrandığını açıklıyor ve ondan sonra Will'e sarılıp ''Her şey bitti Will, geçti canım.'' demek istiyorsunuz. Cassandra her zaman ki bir aşk üçgeni yapıyor tabii, biz bıktık o bıkmadı yapma Cassandra bunu bize. Ayrıca kitapta Lightwood kardeşlere de çok yer verilmiş onları çok sevdim özellikle Gideon' u. 
  
Kısacası kitap çok güzeldi umarım Mekanik Prenses'te bizi güzel bir son bekliyordur ayrıca kitaptan yaptığım alıntıların hepsi Wil'den kendisi beni yine gülmekten öldürdü ..


''Ben bir aşçıyım efendim,'' dedi Bridget İrlanda aksanıyla. ''Eski işverenlerimin bir şikayeti yoktu.''
''Tanrım, sen bir İrlandalısın,'' dedi Will.''İçinde patates olmayan şeyler yapabilir misin? Ben çocukken İrlandalı bir aşçımız vardı. Patatesli börek, patates püresi, patates soslu patates...''


''Ben ruhların simsiyah derinliklerinden söz ediyordum.'' dedi Will kasveti bir şekilde. Tessa güldü. ''Senin ruhunun derinlikleri sence ne renktir Wll Herondale?''
''Leylak.'' dedi Will.


''Peki ya artık parabatai olmak istemediğinize karar verirseniz?'' diye sordu Tessa merakla.''Ritüel bozulabilir mi?''
''Ulu Tanrım, kadın,'' dedi Will. ''Cevabını bilmek istemediğin hiç bir soru yok mu senin ?''





''Bu da ne ? diye devam etti Will.Çatalını önündeki şeye bulandırıp gözünün önüne doğru kaldırdı.''Bu...Bu şey ?''
''Yabanhavucu ?'' diye fikir yürüttü Jem.
''Şeytanın bahçesinde yetiştirilmiş bir yabanhavucu mu?'' dedi Will. ''Sanırım etrafta bunu verebileceğim köpek filan da yok.''
''Ortalıkta evcil hayvana yaslamadım.'' dedi Jem. ''Muhtemelen hepsi bu yabanhavucundan zehirlenmiştir.'' dedi Will.



''Şey,'' dedi Tessa bıçağın hizasından nişan alırken,''benden hoşlanmıyormuş gibi davranan sensin. Aslında hiçbirimizden hoşlanmıyormuş gibi davranıyorsun.''
 ''Hiç de değil,'' dedi Gabriel.''Ben sadece ondan hoşlanmıyorum.'' Will'i işaret etti.
''Ulu Tanrım,'' dedi Will ve elmasından bir ısırık daha aldı.''Bunun nedeni senden daha yakışıklı olmam mı?''



''Will var,'' dedi Charlotte ve kaşlarını çattı. ''Bu arada Will nerede?''
''Bir yerlerde uyuyordur,'' dedi Jem.''ve onun tanıklığına gelince şey, herkes Will'in delinin teki olduğunu düşünüyor.'' 
''Ah.'' dedi kapıdan Will,''yıllık herkes Will'in delinin teki olduğunu düşünüyor toplantınızı mı yapıyorsunuz ?''